Honeyland (2019)

Asgari koşullarda müşterek yaşam öğretisi.

Kuzey Makedonya kırsallarındaki bir uçurumun kenarında, sanki gösterişsiz bir ayine doğru tereddütsüz ilerleyen kıtanın son kadın arıcısını ve beraberindeki köpeğini takip ederek başlayan belgesel, salt çevre temalı bir anlatı değil aynı zamanda doğayla mütemadiyen temas kuran insana dair de sözünü söylüyor. Yabani arıcılıkla uğraşan Hatice’nin (Hatice Muratova), annesiyle ve göçebe Sam ailesiyle olan ilişkilerini izliyoruz.

Makedon yönetmenler Tamara Kotevska ve Ljubomir Stefanov’un birlikte yönettiği yapım, ülkemizde 31 Ocak’ta vizyona girdi ve şimdiye dek ciddi beğeni topladı. Gösterimleri halen devam ediyor.

KONU

Terk edilmiş bir köyde, yatalak durumdaki yaşlı annesi, köpeği ve kedileriyle barakadan bozma evinde yaşayan Hatice’nin arılarla içselleştirdiğini anladığımız bir rutini var. Bunu, elektriğin ve suyun yokluğuna rağmen enerjisinden, radyosundan ve şarkılarından anlıyoruz. Arılar iyiyse o da iyi! Onlarla paylaşımcı, işteş ilişki içerisinde mikro dengeyi sağlamış durumda. Böylece annesi için gerekli ilaçları, yeme içme ihtiyaçlarını Üsküp’e giderek karşılayabiliyor. Özellikle annesiyle olan hüzünlü diyalogları, yaşlanıldıkça yer değiştiren anne-evlat rollerini de hatırlatıyor. Bu anlarda o küçücük evin içine izleyen herkesin sığabileceğine eminim.

Çetrefilli fakat dengeli yaban hayatının içine çok çocuklu, göçebe bir ailenin (Sam ailesi) gelmesiyle Hatice ve annesi için sıkıntılar başlıyor. Bu ailenin geçim kaynağı da aynı, arıcılık. Başlarda biraz çocukların da sayesinde işler sütliman ilerlerken, yeni ailenin babası Hüseyin, Hatice’nin çağrılarını dinlemiyor, çocuklarını düşünerek fazlasını istediği için zamanla yalnızlığı paylaşan komşudan zaruri bir istilacıya doğru evriliyor. Annesinin durumunun da ağırlaştığı süreçte komşu aileden yakınlık kurduğu tek üye, ne yaptığına değil nasıl yaptığına dikkat kesilen çocuklardan biri oluyor.

NEDEN İZLEMELİ

– Görüntü yönetmenleri Fejmi Daut ve Samir Ljuma’nın idaresinde, tehlikeli arazilerde drone kullanımı, arı sağımlarındaki yakın planlar ile zenginleştirilen çekimler dikkat çekici.

– Yönetmenler; arıları ve ekolojik dengeyi gösterirken insana dair derdini de başarıyla eklemlendiriyor.

– Avrupa kıtasındaki son kadın arıcı Hatice’yi tanımak ve yabani arıcılığın zorluklarını, insanın elindeki şartlarda çevre adaptasyonu başarısını görebilmek mümkün.

FİLM HAKKINDA AZ BİLİNEN GERÇEKLER

– Oyuncular aslında bölge insanları ve müdahale olmaksızın gerçekten yaşadıklarını görüyoruz. Yani mizansen verilmemiş.

– Yapım, başlangıçta Bregalnica nehri civarını tanıtan kısa süreli bir belgesel olarak düşünülmüş. Bekirlija bölgesinde yaşayan Hatice’yle tanışan ve yaptığı işe olan bağlılığından etkilenen ekip fikrinden vazgeçmiş ve konsept arılar özelinde ekolojik dengeyi anlatan bir belgesele dönüşmüş.

– 3 yıl süren çekimlerde 400 saatlik kayıt yapılmış.

– Belgeselde çoğunlukla Rumeli ağzıyla Türkçe konuşuluyor. Kurgu başta seslere hiç dokunulmadan görüntüler üzerinden yapılmış. Çevirilerden sonra Türkçe bilmeyen yönetmenler konuşulanları anlayıp bazı diyaloglarda yakalanan derinliğe şaşırmışlar.

– Elektrik kaynağı olmadığından doğal ışıkta çekilmiş. Gece ateş, gaz lambası, ay ışığı gibi doğal kaynaklardan yararlanılmış.

– Belgesel, Sundance’den 3 ödül aldı ve Oscar’da hem “En iyi belgesel” hem de “En iyi uluslararası film” kategorisinde aday gösterilerek bir ilki başardı.

BU FİLMİ SEVEN BUNLARI DA SEVER

– Into the Wild (2007)

– Sonbahar (2008)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir